İfade veren İmamoğlu'ndan ilk açıklama: '16 milyonun temsilcisi burada böyle bir ifade vermemeliydi'
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Akın Gürlek ve bilirkişi soruşturmaları hakkında ifadesini tamamlamasının ardından Çağlayan Adliyesi'nde toplanan kalabalığa seslendi. İBB Başkanı "Bugünün meselesi adalet meselesidir hak hukuk arama meselesidir. Bugünkü mesele geleceğimiz meselesidir" dedi

Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te F5Haber'e abone olun
F5Haber'e Google News'te abone olun
Abone Olİstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu bugün Çağlayan Adliyesi’nde hakkında "Akın Gürlek'e yönelik tehdit ve hedef gösterme" ve "bilirkişiyi hedef gösterme" iddialarıyla başlatılan soruşturmalara ilişkin ifadesini tamamladı. İmamoğlu, 09.50’den itibaren, avukatları Kemal Polat, Mehmet Pehlivan ve Nusret Yılmaz eşliğinde ifade vermeye başladı. İki ifade yaklaşık 1,5 saat sürdü. İBB Başkanı'na destek için büyük bir kalabalık da adliye önünde toplandı.
İmamoğlu ifadenin ardından kendisini bekleyen kalabalığa seslendi ve "Bugün burada bütün siyasi partiler, iktidar partisi hariç, adaletin savunması için bize destek olmaya geldiler" dedi. İmamoğlu ayrıca "16 milyonun temsilcisi burada böyle bir ifade vermemeliydi" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkındaki iki soruşturma kapsamında ifade verdi. Çağlayan Adliyesi'nde ifade veren İmamoğlu adliye çıkışında kalabalığa seslendi
Çağlayan’da ifade sonrası destek için toplanan milletimizle bir aradayız. https://t.co/tkZI67Ap8a
— Ekrem İmamoğlu (@ekrem_imamoglu) January 31, 2025
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Ekrem İmamoğlu:
Çok zor koşullarda bize destek olmak için buraya gelen bütün dostlarımızı, bütün hemşehrilerimizi, bütün yol arkadaşlarımızı ama gerçekten çok kapsayıcı bir sürecin içindeyiz.
Burada, burada olmayan siyasi parti yok. Bu benim için en büyük gurur vesilesi. Çünkü, çünkü burada tek tek ismini sayarsam yanlış olabilir, atlayabilirim ama ifade edelim ki bugün burada bütün siyasi partiler, iktidar partisi hariç bütün siyasi partiler, bugün buraya adaletin savunması için, bu ülkede adaletin tesisi için bize destek olmaya geldiler.
Çünkü gerçekten 16 milyon insanın temsilcisi burada böyle bir ifade vermemeliydi.
Böyle bir ifade günü olmamalıydı. Sevgili dostlarım, bugünkü mesele adalet meselesidir. Hak hukuk arama meselesidir.
Bugünkü mesele, bugünkü mesele geleceğimiz meselesidir.
Ne yazık ki yargının siyasallaşması ve yargıya siyasetin....
Bugünkü mesele İstanbul'da ne yazık ki kurulmaya çalışan bir kumpasın geldiği bir sonuçtur. Hedefin, hedefin ne olduğu belli.
İstanbul'da 4 aydır yargı tacizinin en üst seviyesini yaşıyoruz. Ama yılmadık, yılmayacağız. Haksızlığa, hukuksuzluğa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Esenyurt'ta başlayan ve Ahmet Özer Hocamızın sabahın köründe derdest edilerek hapse atılması, Beşiktaş'ta Rıza Akpolat kardeşimizin haksız yere tutuklanarak görevinden uzak uzaklaştırılması süreciyle beraber bu yargı eliyle süreci dizayn etme çabası devam etmektedir.
Ben tabii bugün büyük bir dayanışma ruhu içerisindeyiz. Dedim ya siyasi partilerimizin tamamı burada. Hatta genel başkanlarının bize katkı sunduğunu biliyorum.
Her birisine Türkiye Cumhuriyeti'nin bu şanlı devletin bekası için, milletimizin birlik ve beraberliği için her birisine yürekten teşekkür ediyorum, minnet duygularımı iletiyorum.
Elbette, elbette benim siyasi yol arkadaşlarım bugün burada, hem İstanbul'umuzun hem ülkemizin farklı noktalarından yönetici dostlarımız burada, partimizin en üst seviyesinden üyesine kadar herkesin katkı sunduğu bir ortamın içerisindeyiz.
Her daim yanımızda olan partimizdeki yol arkadaşlarımıza, bütün yöneticilerimize de teşekkür ediyorum, minnet duygularımı iletiyorum.
Bütün örgütümüzün yanı sıra elbette yol yürüdüğümüz, özellikle 31 Mart'tan sonra gösterilen seçim başarısıyla Türkiye'nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'ne, başta Sayın Özgür Özel Genel Başkanımız olmak üzere her birimize, en fazla da belediye başkanlarına nasıl müdahale edildiğini, nasıl kötü bir muamelenin gösterildiğini hep beraber yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.
Sevgili dostlarım, sevgili dostlarım, elbette bizi farklı konumlandırmaya ve farklı bir biçimde bizleri yorumlamaya çalışanlar var.
Ben, bugün yanımda olan, anons edildi birçok başkanımız da burada ama gelemeyen de var buraya. Çünkü o tarafta, o tarafta insanlarımızın bir araya toplanmasına bile engel olunma çabasını anlayamıyorum.
Korkunun, korkunun neden kaynaklandığını biliyoruz.
Bu konuda özellikle bu tür ortamlarda polisimizle, sevgili, kıymetli, ayağına taş değmesin diye dua ettiğimiz polisimizle halkımızı karşı karşıya getiren aklı da kınıyorum.
Aklı da kınıyorum. Bunun o kadar kolay halledilebilecek ortamı var ki, buraya gelmezdi. Onun için gelemeyen başkanlarımız var. İzmir Belediye Başkanımıza, Muğla Belediye Başkanımıza, Tekirdağ Belediye Başkanımıza, onların nezdinde burada oldukları için sarıldım, kucakladım, teşekkür ettim.
Tabii özellikle burada bulunması, nasıl kol kola, omuz omuza olduğumuzu, birlikte "Mesele vatansa gerisi teferruattır." diyerek bir arada olduğumuzu gösteren değerli dostum, ağabeyim, Belediye Başkanımız Mansur Yavaş'a teşekkür ediyorum.
Sevgili dostlar bakın, ben, ben iki tane konuda burada ifade verdim. Bir tanesi, bir tanesi bir panelde bu sevgili kardeşim, Gençlik Kolları Genel Başkanımız Cem Aydın evinden, evinden çok sayıda polisle gidiliyor, ifade verilmek için adliyeye getiriliyor.
Allah aşkına! Deseniz ki "Sayın Cem Aydın, gel ifade ver." yahut Cem Aydın aha burada adliyenin önünde. Bir korkusu olur mu bu insanların? Aramızda bir Allah'ın kulunun bile korkusu yok.
Gider ifadesini verir. Veremeyeceğimiz hesap yok. Neymiş? İtibarsızlaştıracakmışlar. Neymiş? Korkutacakmışlar. Ben de sevgili başkanımız, çok başarılı bir başkanımız. Sonuçta 30 seneye aşkındır, yani neredeyse doğmadan diyelim ailesini tanıdığım, çocukluktan beri yetişmesini gördüğüm bir insan üzerinden elbette hayıflanıyorum, kızıyorum.
Bir abi gibi, bir baba duygusuyla dedim ki: "Bak Sayın Başsavcı, biz öyle adil bir dönemi bu ülkeye kazandırmak istiyoruz ki senin çocukların dahi, sadece onun değil, kim haksızlık, kim hukuksuzluk yapıyorsa bu milletin hiçbir evladının sabahın köründe derdest edilerek evinden alınmayacağı günleri, herkese eşit bir adalet sistemini, yargının bağımsızlığını bu ülkeye biz getireceğiz." dedim.
"Biz getireceğiz." Biz bunu söylüyoruz. Bizi, bizi ailesini tehdit etmekle suçluyorlar ve savcılığa ifadeye getiriyorlar. Ya ben, ben bu memlekette, bu 16 milyon şehirde bir çocuğumuzun bile eşit olmadığında biz başımızı yastığa koyamayız diyerek yola çıkmış bir ahlakın temsilcileriyiz. Biz evimizde dahi eşimle beraber "Önce çocukların okutulması, anaokulu, kız çocuklarımızın okutulması." diye feryat eden biz bir Allah'ın kulunun evladını dahi ayırmayacağımızı, sadece ben değil, Mansur Başkanımız, her birimiz ne diyoruz? "Ya partisine mi bakıyoruz kardeşim? Kim olduğuna mı bakıyoruz kardeşim? Bakmayız." diyen bizi sen aileyi, en kutsalımız olan aileyi, çocuğu tehdit etti diye Ekrem İmamoğlu'nu buraya ifade vermeye çağırıyorsun.
Bu, bu bir şaşkınlık. Hem de, hem de daha konuşmamız yeni bitmiş, pat diye. İkincisi ne? İkincisi bir bilirkişisi, artık ismini söylemeyeceğim, herkes tanıyor. Bir bilirkişisi, bir bilirkişisi, öyle bir bilirkişi ki istatistik kurallarını altüst ediyor.
Ekrem İmamoğlu ve yakın çevresinde hangi konu var ise özellikle soruşturmanın başladığı anda ilk bilirkişi olarak çağırılıyor ve o bilirkişi raporlarıyla dava açılıyor. Şu ana kadar yazdığı her bilirkişi raporu da başka uzman bilirkişiler tarafından tamamen yanlış olduğu tescil ediliyor.
Özellikle son Esenyurt ve Beşiktaş operasyonunda Esenyurt için tutulan tutanakta orada 3 bilirkişinin ismi yazıyorken diğer ikisinin haberi olmadan, bilgisi olmadan bir rapor yazıyor, imzalıyor.
Tamamen usule, hukuka, kanuna aykırı. Çünkü ben şimdi hukuksuzluk yapmayayım, Mansur Başkanımın yanında ama ikisinin imzası olmadan o 3 kişinin ismi yazıyorsa bilirkişi raporu çıkamaz. Öyle değil mi başkanım?
Dolayısıyla böyle bir evrakta sahteciliğe kadar giden uydurma bir rapor düzenliyor. Yahu bu millete kötülük düşünen, bu milletin birlik ve beraberliğini altüst etmeye çalışanı ben ifşa etmeyeceğim de kim edecek? İfşa edeceğim
Yargının işlemesini engelleyici veya kötüleyici, hakaret içeren vesaire diye ifadeye, etki altına alıyormuşum
Bir kere ben bilirkişi raporları verilmiş, altına imzasını atmış o bilirkişiyi ben nasıl etkide bulunacağım? Mümkün mü? Değil. Ama ben size bir etki söyleyeyim mi sevgili dostlarım?
Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı? "Heybenin büyüğü turpun heybede." dedi. Öyle değil mi? Bir yargıya, yargı mensuplarına dönük buradan, adliyenin önünden söylüyorum.
"turpun büyüğü heybededir." demek nedir biliyor musunuz? O dosyalarda gizlilik kararı var. Avukat bile açıp bilgi alamadığı yerde "turpun büyüğü heybede" demek "ben, ben soruşturma seviyesinde olan bu dosyaların her kalemini, her sayfasını biliyorum." demek değil midir?
Peki Sayın Cumhurbaşkanı'nın böyle bir dosyayı bakabilme, inceleyebilme hakkı var mı? Hakkı yok. Ama ona rağmen diyorsun ki "Ben biliyorum." Hatta daha da ileri gidiyorsun, "Ben" diyorsun "bu davayı takip ediyorum.".
Endişeli bunlar. Çünkü "turpun büyüğü heybede", daha ilerisi "Ne yapılacağını da biliyorum." diyorsun. Yani bu davanın da geçmişte soyunduğun gibi bu davanın da savcılığına soyunuyorsun, öyle değil mi? D
eğerli dostlarım, "Biz aldatıldık." diyenlerden usandık. "Aldatıldık." diyenlerle işimiz yok. Biz aldatılmayız kardeşim, biz aldatılmayız. Biz aldatılmayız, bu insanlar aldatılmaz.
"Aldatıldık." diyenlerden usandık. Yanlışı yap, sonra "Aldatıldık." de. Buna müsaade etmeyeceğiz. Aldatılan, aldatılan milletin yoksulluk içerisine gömülmesine vesile oldunuz.
Buradan söylüyorum. Biz adil bir düzen, adil bir sistem, yargının bağımsızlığı için mücadelemize devam edeceğiz. Her birimizin, bütün muhalif demokratların, bütün siyasi partilerin yolu açık olsun.
Bakın bu iş, bu iş artık milletin dediğinin olacağı sürece doğru gidecek. Bu işten kurtulmanın yolu ne biliyor musunuz? Sandık, gelecek, bu iktidar gidecek kardeşim, bu kadar net. Bu işin başka bir yolu yok. O bakımdan, o bakımdan hep birlikte amasız, fakatsız yola çıktık. Allah yolumuzu açık etsin. Bizi engelleyemezler. Bakın buradan bir şey daha söyleyip sözlerimi bitiriyorum.
Bu sevgili polis kardeşlerimize vatandaşla karşı karşıya gelmelerini artık bırakın. Emniyet görevini yapsın. Bu polis kardeşlerimizi masum vatandaşlarla karşı karşıya getirip milletvekillerinin gözüne, gözüne gaz sıkmayı falan filan bıraksın. Biz polisimizin gider gözünün yaşını siler, ayağının tozunu alırız, tozunu.